Aşağıda, 1990'larda yazdığım bir yazıyı okuyacaksınız. Bu yazı, önce www.dorduncukuvvetmedya.com adlı sitede yayınlanmış, daha sonra da medya yazılarımın derlendiği ve Evrensel Basım Yayın'dan çıkan "Medya Gözcüsü" adlı kitabımda yer almıştır.

MEDYA GÖZCÜSÜ OLMAK
MEDYA GÖZCÜSÜ OLMAK
Esra Doğru
Enformasyon çağının en büyük
silahı olan medya, bir yandan düşüncelerimizi, duygu ve davranışlarımızı
yönlendirmek yolunda bombardımana devam ederken, bir yandan da kendi içindeki
çelişkilerin bir ürünü olarak, yine kendi olanaklarıyla, anti-medyayı
yaratıyor. Bir başka deyişle medya,
kendi ürettiği kültürel yapılanma içinde, dünya üzerinde yaşayan her yaştan
insanı karşı konulamaz bir bilgi akışı altında ezip şaşkına çevirirken, bir yandan
da aynı ezici aygıtları –silahları- kullanarak kendi “söylemini” kıyasıya
eleştiriyor.
Özellikle son yıllarda
Internet ortamında medyanın eleştirisine soyunan site sayısında gözlenen artış,
“yeni medya” ortamının, aslının
eleştirisi için en uygun adres olduğu izlenimi veriyor. Dünyada aralarında
4KM’nin de bulunduğu çok sayıda web sitesi, her gün değişik kanallardan
piyasaya sürülen enformasyonu doğruluk, yanlılık, adil tutum ve çıkar
ilişkileri açısından sorguluyor, mesleki kodlarda sapma olup olmadığını
denetliyor. Medya eleştirisinin temel sorusu, yazılı, görsel ya da işitsel
alanda üretilen bilgilerin, kim
tarafından, ne amaçla ve hangi yolla edinilip hedef kitleye aktarıldığı: “Bu mesajı kim yarattı?”, “Kim hangi
nedenlerle bu mesajın belli bir bölümünü seçti, belli bir bölümünü çıkardı?”,
“Bu mesaj hedef kitleyi nasıl etkileyecek?”...bu ve bunun gibi pek çok
soru, medya eleştirmeninin görev alanına giriyor. İşte batıda Media Watch, Türkiye’de ise “Medya Gözcüsü” olarak adlandırılan
gruplar –ya da kişiler- yazılı basın, televizyon, radyo ve Internet ortamından
yayılan bilgi akışını elekten geçirip, eksik ya da çarpıtılmış bilgiyi ayırt
etmeye çalışıyor. Biraz çelişkili olsa da, kuşkusuz olumlu gözle bakılması
gereken bir gelişme bu; U.C. Berkeley
Gazetecilik Okulu Dekanı Ben Bagdikian’ın deyimiyle, “imajlarla kelimelerin, aile, okul, din ve devlet gücünden daha etkili
olduğu bir yüzyılda” medya gözcülerine çok iş düşüyor çünkü.
Türkiye’nin medya ortamı da
geçtiğimiz aylarda iki yeni medya gözcüsü kazandı: Jurnal.net ve Medyakronik. Internet ortamında yayınlanan iki web sitesi
de, daha çok gazetecilik ve dolayısıyla “habercilik” üzerine yoğunlaşıyor.
Batıda bu amaçla kurulmuş örgütlere “Haber
Gözcüsü” (News Watch) adı da veriliyor. Temel olarak “haber hiçbir ticari güç tarafından kontrol edilmemelidir; aynı devlet
gücü tarafından kontrol edilmemesi gerektiği gibi” anlayışından hareket
eden haber gözcüleri, yeni iletişim kartelinin elde ettiği gücü ne yönde
kullandığını gözleyip kamuoyunu uyarmayı amaçlıyor.
Geniş halk kesiminde “majör medyada yayınlanan haber gerçeği
yansıtıyordur(!)” düşüncesi hakim olsa da, habercilik mesleğine kıyıdan
köşeden bulaşan herkes bilir ki medyada sunulan en masum haber/olay bile bir “yeniden yaratım” sürecinin
ürünüdür. Bu yeniden yaratım süreci, yani haberin fotoğraflı-fotoğrafsız,
birinci sayfadan-onuncu sayfadan, soru başlıklı-kesin başlıklı, küçük-büyük
veriliş tarzı, aynı haberin değişik medyalarda farklı sunumuna yol açar; mesela
Recai Kutan’ın yeniden Fazilet Partisi Genel Başkanı seçilmesi, bir gazetede “Kutan’ın
Başarısı” olarak sunulurken bir diğerinde “Gül Galip, Kutan Başkan” olarak verilir. Haber söyleminin
eleştirisi, duyduğu ve gördüğü ile zehirlenen, medyanın esiri olmuş halk
kitlelerini karşı karşıya oldukları tehlikeli oyundan haberdar etmek açısından
önemlidir.
Peki ama böylesine ulvi bir
amaçla yola çıkan ve “haber gözcülüğüne” soyunan kadronun ne gibi vasıflara
sahip olması gerekir? Medya eleştirisi yapılacaksa eğer, bu eleştiriyi yapacak
donanıma sahip kişilerin öncelikle kendilerini tarif etmeleri gerektiğini
söylesek çok mu şey istemiş oluruz? Batıdaki örneklere baktığımızda,
genelde medya veya özelde haber
eleştirisinin, ya üniversite ortamında akademikler (Columbia Journalism Review
örneği gibi) ya da zamanında yaygın medyada çalışmış ancak, mevcut pratiğe
meydan okuyarak mesleği bırakmış kişiler (Steve Brill’in Brill’s Content örneği
gibi) tarafından yapıldığını görüyoruz. Akademik anlamda haberi eleştiren
dergiler veya web siteleri, çoğunlukla gazetecilik pratiğini yukarıya çekecek
araştırma metinleri yayınlıyorlar:
“Çocuklar haber kaynağı olarak kullanılmalı mı?”, “Polis-adliye haberlerinin
izlenmesinde dikkat edilecek noktalar” veya “Oto-sansürün arkasındaki gerçekler” türü makalelere bu tür dergi
ve sitelerde rastlıyoruz. Akademik altyapıdan gelmeyen haber gözcüleri ise
zaman zaman daha saldırgan, daha meydan okuyucu ve yıpratıcı olabiliyorlar:
Buna örnek olarak Türkiye’den Kuva-yı Medya’yı verebiliriz.
Şimdi saldırgan tutum denilince biraz durup düşünmek
lazım. Bir medya kuruluşunun habercilik anlayışını, patronajını ya da bu
kuruluşta görev yapan bir gazeteciyi eleştirirken hangi kıstasları dikkate
almak gerektiği ve takınılan saldırgan tutumu destekleyecek ne kadar sağlam
delillere dayanıldığını da göstermek gerekiyor. Üstelik eleştiriyi yapan,
saldırgan tutumu gerçekleştiren öznenin kim olduğu da çok önemli. Bunu bir
örnekle açıklamaya çalışalım: Diyelim ki çok satan gazetelerden birinde, çok
iyi maaşla çalışmaktasınız. Gazetecilik mesleğinizi ifa ederken bir anlaşmazlık
sonucu işinizden atılıyorsunuz. Bu olay sizde derin bir ihanete uğramışlık
duygusu yaratıyor ve öç almak istiyorsunuz. Tam bu aşamada medya eleştirisi
yapan sitelerden biri “gel bize yazı
yaz” diye teklifte bulunuyor; yapacağınız ilk iş sizi mesleğinizden eden kurum
aleyhine elinizdeki bilgileri açığa vurmak mıdır, yoksa edindiğiniz mesleki
tecrübeyi kendinizden sonraki kuşağa en iyi şekilde aktaracak daha farklı bir
söylem arayışına mı girersiniz? Bu konu medya eleştirisine soyunan herkesin
(4KM dahil) öncelikle kendi kendisine sorması gereken bir sorudur bana göre.
Bir de yaygın medyada halen
çalışmakta olup, bir yandan da medya eleştirisi yapan gazeteci grubu var ve
aslına bakarsanız onların durumu daha vahim. Çünkü “iletişim çağında kendi olanaklarını kullanarak kendini eleştirmek”
gibi bir misyon üstlenmiş durumdalar ki vay hallerine! Neresinden bakarsanız
bakın karmaşık bir durum; Türkiye’de mevcut medya kartelinin bir yazarı,
yöneticisi ya da muhabiri olarak görev alanların -isimlerini vererek- kendi
çalıştıkları (maaş aldıkları) kurumu ne ölçüde eleştirebilecekleri bir soru
işaretidir kuşkusuz. Bugünkü medya ortamında “sendikal hakları”, “ücret politikalarını”, “iş yerinde eleman
kayırmaları”, “işten keyfi adam atmaları” ya da “editoryal bağımlılığı” eleştirebilecek midir bu kalemler? Tam
tersi, eğer suya sabuna dokunmayacaklarsa, o zaman neden medya eleştirisi gibi
bir alanda yer almak ihtiyacındadırlar? Medyayı eleştirecek güce sahip olmak
kuşkusuz eleştiriyi yapana “ben
temizim”, “ben farklıyım” deme fırsatını verdiği için tercih edilir bir
durumdur; ancak Ayşenur Arslan’ın 1. İletişim
Kongresi’nde yaptığı konuşmada söylediği gibi “Barda çalışıp da bakire kalmak (aslı genelevdir benim bildiğim)”
ne kadar mümkündür?
Sanal alemde varolmaya
çalışan haber gözcülerinde “gözlediğimiz” (haber gözcüsü de gözlenebilir) bir
başka durum da mevcut medyanın kendini ifade ediş tarzını temsil ediyor
oluşlarıdır ki bu da alternatif bir söylem yaratmaya çalışma çabasını
baltalamaktadır. Mevcut haberci medyanın söylemi “güçlü yazar kadrosu”, “araştırmacı-yazarlar”, “köşe başlarını
tutanlar” üzerinedir. Dönüp yeni kurulmakta olan haber gözcüsü sitelere
bakarsak, aynı söylemin hakim olduğunu görmekteyiz. Aynı alt-üst hiyerarşisi bu
sitelerde de mevcuttur, yani “köşe
yazarları”, “yazarlar”, “diğer yazarlar” ve adı lazım olmayan bir takım çalışanlar… Bu
siteler tam olarak kaç kişilik bir kadro ile ve nasıl bir örgütlenme tarzı ile
hazırlanmaktadır? Bence medya gücünü eleştiriye soyunan bu kadrolar, öncelikle
kendilerinin kim olduklarını açıklamalılar. Dergi ya da web sitesi, kim
tarafından finanse edilmektedir? Burada görev yapanlar gönüllü kişiler midir,
yoksa maaş karşılığı mı çalışmaktadırlar? Eğer para karşılığı çalışılıyorsa
maaşı kimler tarafından ödenmektedir? Medya eleştirmenine para ödeyen bir
patron varsa, bu patronun asıl işi nedir; yaygın medyadan her hangi bir kurumla
organik bir bağı var mıdır? Medya
eleştirmeni yazar-çizer-araştırmacı kadro, aynı zamanda bir başka medya kurumunda
maaşlı çalışmakta mıdır?..bu ve bunun gibi sorular çoğaltılabilir. Hatta
çoğaltılmalı ve cevaplar da beklenmelidir; aksi taktirde medya veya haber
eleştirisi, altı boş bir batılılaşma tahayyülü, bir özenti olmaya mahkumdur. Çünkü medya veya haber söyleminin
eleştirisi, doğası gereği içeriksel bir alternatif teşkil etmeli ve bunun için de bağımsız
olmalıdır.
Son olarak Amerika’dan
verdiğimiz Brill’s Content dergisinden bir örnekle bitirelim. Eski gazeteci
(aynı zamanda hukukçu) Steven Brill tarafından finanse edilen yayının web
sitesine girdiğinizde şunları görürsünüz: Steven Brill önce kendisi tarafından
kaleme alınmış bir mektupla okuyucularına misyonunu anlatmakta, arkasından da
siteyi ziyaret eden okuyucularla ilgili hiçbir kişisel enformasyonu
depolamadıklarını söyleyerek bu sitenin ziyaretçilerinin, ileride potansiyel
tüketici olarak kullanılmayacağına dair söz vermektedir. Medya eleştirisi yapan
sitenin de arada bir yanlış yapabileceği düşünülerek bir “düzeltme politikası”
oluşturulmuştur. Brill’s Content’de çalışan her bir elemanın hangi görevi
üstlendiği ve daha önce hangi medya kurumlarında çalıştığını gösteren ayrıntılı
bir künye vardır. Ayrıca hepsinden önemlisi, ABD’de onurlu meslek geçmişiyle
tanınmış gazeteci Bill Kovach, bu sitenin Ombudsmanı (yani eleştirmenin eleştirmeni) olarak görev
yapmaktadır. Bu örnek de gösteriyor ki, güçlü olanı eleştirebilmek için
alternatif bir güç oluşturmak ve farklı bir söylem yaratmak büyük önem taşıyor;
bu iddia ile yayın hayatına başlayan her iki siteye de başarılar diliyoruz.
Adı geçen siteler için
bakınız:
www.jurnal.net
www.medyakronik.com
www.kuvayimedya.com.tr
www.cjr.org
www.brillscontent.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder