9 Eylül 2013 Pazartesi

Medya Gözcüsü Olmak

Aşağıda, 1990'larda yazdığım bir yazıyı okuyacaksınız. Bu yazı, önce www.dorduncukuvvetmedya.com adlı sitede yayınlanmış, daha sonra da medya yazılarımın derlendiği ve Evrensel Basım Yayın'dan çıkan "Medya Gözcüsü" adlı kitabımda yer almıştır.



MEDYA GÖZCÜSÜ OLMAK

Esra Doğru
Enformasyon çağının en büyük silahı olan medya, bir yandan düşüncelerimizi, duygu ve davranışlarımızı yönlendirmek yolunda bombardımana devam ederken, bir yandan da kendi içindeki çelişkilerin bir ürünü olarak, yine kendi olanaklarıyla, anti-medyayı yaratıyor.  Bir başka deyişle medya, kendi ürettiği kültürel yapılanma içinde, dünya üzerinde yaşayan her yaştan insanı karşı konulamaz bir bilgi akışı altında ezip şaşkına çevirirken, bir yandan da aynı ezici aygıtları –silahları- kullanarak kendi “söylemini” kıyasıya eleştiriyor.
Özellikle son yıllarda Internet ortamında medyanın eleştirisine soyunan site sayısında gözlenen artış, “yeni medya” ortamının, aslının eleştirisi için en uygun adres olduğu izlenimi veriyor. Dünyada aralarında 4KM’nin de bulunduğu çok sayıda web sitesi, her gün değişik kanallardan piyasaya sürülen enformasyonu doğruluk, yanlılık, adil tutum ve çıkar ilişkileri açısından sorguluyor, mesleki kodlarda sapma olup olmadığını denetliyor. Medya eleştirisinin temel sorusu, yazılı, görsel ya da işitsel alanda üretilen bilgilerin,  kim tarafından, ne amaçla ve hangi yolla edinilip hedef kitleye aktarıldığı: “Bu mesajı kim yarattı?”, “Kim hangi nedenlerle bu mesajın belli bir bölümünü seçti, belli bir bölümünü çıkardı?”, “Bu mesaj hedef kitleyi nasıl etkileyecek?”...bu ve bunun gibi pek çok soru, medya eleştirmeninin görev alanına giriyor. İşte batıda Media Watch, Türkiye’de ise “Medya Gözcüsü” olarak adlandırılan gruplar –ya da kişiler- yazılı basın, televizyon, radyo ve Internet ortamından yayılan bilgi akışını elekten geçirip, eksik ya da çarpıtılmış bilgiyi ayırt etmeye çalışıyor. Biraz çelişkili olsa da, kuşkusuz olumlu gözle bakılması gereken bir gelişme bu; U.C. Berkeley Gazetecilik Okulu Dekanı Ben Bagdikian’ın deyimiyle, “imajlarla kelimelerin, aile, okul, din ve devlet gücünden daha etkili olduğu bir yüzyılda” medya gözcülerine çok iş düşüyor çünkü.
Türkiye’nin medya ortamı da geçtiğimiz aylarda iki yeni medya gözcüsü kazandı: Jurnal.net ve Medyakronik.  Internet ortamında yayınlanan iki web sitesi de, daha çok gazetecilik ve dolayısıyla “habercilik” üzerine yoğunlaşıyor. Batıda bu amaçla kurulmuş örgütlere “Haber Gözcüsü” (News Watch) adı da veriliyor. Temel olarak “haber hiçbir ticari güç tarafından kontrol edilmemelidir; aynı devlet gücü tarafından kontrol edilmemesi gerektiği gibi” anlayışından hareket eden haber gözcüleri, yeni iletişim kartelinin elde ettiği gücü ne yönde kullandığını gözleyip kamuoyunu uyarmayı amaçlıyor.
Geniş halk kesiminde “majör medyada yayınlanan haber gerçeği yansıtıyordur(!)”  düşüncesi  hakim olsa da, habercilik mesleğine kıyıdan köşeden bulaşan herkes bilir ki medyada sunulan en masum haber/olay  bile bir “yeniden yaratım” sürecinin ürünüdür. Bu yeniden yaratım süreci, yani haberin fotoğraflı-fotoğrafsız, birinci sayfadan-onuncu sayfadan, soru başlıklı-kesin başlıklı, küçük-büyük veriliş tarzı, aynı haberin değişik medyalarda farklı sunumuna yol açar; mesela Recai Kutan’ın yeniden Fazilet Partisi Genel Başkanı seçilmesi, bir gazetede  “Kutan’ın Başarısı” olarak sunulurken bir diğerinde “Gül Galip, Kutan Başkan” olarak verilir. Haber söyleminin eleştirisi, duyduğu ve gördüğü ile zehirlenen, medyanın esiri olmuş halk kitlelerini karşı karşıya oldukları tehlikeli oyundan haberdar etmek açısından önemlidir.
Peki ama böylesine ulvi bir amaçla yola çıkan ve “haber gözcülüğüne” soyunan kadronun ne gibi vasıflara sahip olması gerekir? Medya eleştirisi yapılacaksa eğer, bu eleştiriyi yapacak donanıma sahip kişilerin öncelikle kendilerini tarif etmeleri gerektiğini söylesek çok mu şey istemiş oluruz? Batıdaki örneklere baktığımızda, genelde  medya veya özelde haber eleştirisinin, ya üniversite ortamında akademikler (Columbia Journalism Review örneği gibi) ya da zamanında yaygın medyada çalışmış ancak, mevcut pratiğe meydan okuyarak mesleği bırakmış kişiler (Steve Brill’in Brill’s Content örneği gibi) tarafından yapıldığını görüyoruz. Akademik anlamda haberi eleştiren dergiler veya web siteleri, çoğunlukla gazetecilik pratiğini yukarıya çekecek araştırma metinleri yayınlıyorlar: “Çocuklar haber kaynağı olarak kullanılmalı mı?”, “Polis-adliye haberlerinin izlenmesinde dikkat edilecek noktalar” veya “Oto-sansürün arkasındaki gerçekler” türü makalelere bu tür dergi ve sitelerde rastlıyoruz. Akademik altyapıdan gelmeyen haber gözcüleri ise zaman zaman daha saldırgan, daha meydan okuyucu ve yıpratıcı olabiliyorlar: Buna örnek olarak Türkiye’den Kuva-yı Medya’yı verebiliriz.
Şimdi saldırgan tutum denilince biraz durup düşünmek lazım. Bir medya kuruluşunun habercilik anlayışını, patronajını ya da bu kuruluşta görev yapan bir gazeteciyi eleştirirken hangi kıstasları dikkate almak gerektiği ve takınılan saldırgan tutumu destekleyecek ne kadar sağlam delillere dayanıldığını da göstermek gerekiyor. Üstelik eleştiriyi yapan, saldırgan tutumu gerçekleştiren öznenin kim olduğu da çok önemli. Bunu bir örnekle açıklamaya çalışalım: Diyelim ki çok satan gazetelerden birinde, çok iyi maaşla çalışmaktasınız. Gazetecilik mesleğinizi ifa ederken bir anlaşmazlık sonucu işinizden atılıyorsunuz. Bu olay sizde derin bir ihanete uğramışlık duygusu yaratıyor ve öç almak istiyorsunuz. Tam bu aşamada medya eleştirisi yapan sitelerden biri “gel bize yazı yaz” diye teklifte bulunuyor; yapacağınız ilk iş sizi mesleğinizden eden kurum aleyhine elinizdeki bilgileri açığa vurmak mıdır, yoksa edindiğiniz mesleki tecrübeyi kendinizden sonraki kuşağa en iyi şekilde aktaracak daha farklı bir söylem arayışına mı girersiniz? Bu konu medya eleştirisine soyunan herkesin (4KM dahil) öncelikle kendi kendisine sorması gereken bir sorudur bana göre.
Bir de yaygın medyada halen çalışmakta olup, bir yandan da medya eleştirisi yapan gazeteci grubu var ve aslına bakarsanız onların durumu daha vahim. Çünkü “iletişim çağında kendi olanaklarını kullanarak kendini eleştirmek” gibi bir misyon üstlenmiş durumdalar ki vay hallerine! Neresinden bakarsanız bakın karmaşık bir durum; Türkiye’de mevcut medya kartelinin bir yazarı, yöneticisi ya da muhabiri olarak görev alanların -isimlerini vererek- kendi çalıştıkları (maaş aldıkları) kurumu ne ölçüde eleştirebilecekleri bir soru işaretidir kuşkusuz. Bugünkü medya ortamında “sendikal hakları”, “ücret politikalarını”, “iş yerinde eleman kayırmaları”, “işten keyfi adam atmaları” ya da “editoryal bağımlılığı” eleştirebilecek midir bu kalemler? Tam tersi, eğer suya sabuna dokunmayacaklarsa, o zaman neden medya eleştirisi gibi bir alanda yer almak ihtiyacındadırlar? Medyayı eleştirecek güce sahip olmak kuşkusuz eleştiriyi yapana “ben temizim”, “ben farklıyım” deme fırsatını verdiği için tercih edilir bir durumdur; ancak Ayşenur Arslan’ın 1. İletişim  Kongresi’nde yaptığı konuşmada söylediği gibi “Barda çalışıp da bakire kalmak (aslı genelevdir benim bildiğim)” ne kadar mümkündür?
Sanal alemde varolmaya çalışan haber gözcülerinde “gözlediğimiz” (haber gözcüsü de gözlenebilir) bir başka durum da mevcut medyanın kendini ifade ediş tarzını temsil ediyor oluşlarıdır ki bu da alternatif bir söylem yaratmaya çalışma çabasını baltalamaktadır. Mevcut haberci medyanın söylemi “güçlü yazar kadrosu”, “araştırmacı-yazarlar”, “köşe başlarını tutanlar” üzerinedir. Dönüp yeni kurulmakta olan haber gözcüsü sitelere bakarsak, aynı söylemin hakim olduğunu görmekteyiz. Aynı alt-üst hiyerarşisi bu sitelerde de mevcuttur, yani “köşe yazarları”, “yazarlar”, “diğer yazarlar”  ve adı lazım olmayan bir takım çalışanlar… Bu siteler tam olarak kaç kişilik bir kadro ile ve nasıl bir örgütlenme tarzı ile hazırlanmaktadır? Bence medya gücünü eleştiriye soyunan bu kadrolar, öncelikle kendilerinin kim olduklarını açıklamalılar. Dergi ya da web sitesi, kim tarafından finanse edilmektedir? Burada görev yapanlar gönüllü kişiler midir, yoksa maaş karşılığı mı çalışmaktadırlar? Eğer para karşılığı çalışılıyorsa maaşı kimler tarafından ödenmektedir? Medya eleştirmenine para ödeyen bir patron varsa, bu patronun asıl işi nedir; yaygın medyadan her hangi bir kurumla organik bir bağı  var mıdır? Medya eleştirmeni yazar-çizer-araştırmacı kadro, aynı zamanda bir başka medya kurumunda maaşlı çalışmakta mıdır?..bu ve bunun gibi sorular çoğaltılabilir. Hatta çoğaltılmalı ve cevaplar da beklenmelidir; aksi taktirde medya veya haber eleştirisi, altı boş bir batılılaşma tahayyülü, bir özenti  olmaya mahkumdur. Çünkü medya veya haber söyleminin eleştirisi, doğası gereği içeriksel bir alternatif  teşkil etmeli ve bunun için de bağımsız olmalıdır.
Son olarak Amerika’dan verdiğimiz Brill’s Content dergisinden bir örnekle bitirelim. Eski gazeteci (aynı zamanda hukukçu) Steven Brill tarafından finanse edilen yayının web sitesine girdiğinizde şunları görürsünüz: Steven Brill önce kendisi tarafından kaleme alınmış bir mektupla okuyucularına misyonunu anlatmakta, arkasından da siteyi ziyaret eden okuyucularla ilgili hiçbir kişisel enformasyonu depolamadıklarını söyleyerek bu sitenin ziyaretçilerinin, ileride potansiyel tüketici olarak kullanılmayacağına dair söz vermektedir. Medya eleştirisi yapan sitenin de arada bir yanlış yapabileceği düşünülerek bir “düzeltme politikası” oluşturulmuştur. Brill’s Content’de çalışan her bir elemanın hangi görevi üstlendiği ve daha önce hangi medya kurumlarında çalıştığını gösteren ayrıntılı bir künye vardır. Ayrıca hepsinden önemlisi, ABD’de onurlu meslek geçmişiyle tanınmış gazeteci Bill Kovach, bu sitenin Ombudsmanı  (yani eleştirmenin eleştirmeni) olarak görev yapmaktadır. Bu örnek de gösteriyor ki, güçlü olanı eleştirebilmek için alternatif bir güç oluşturmak ve farklı bir söylem yaratmak büyük önem taşıyor; bu iddia ile yayın hayatına başlayan her iki siteye de başarılar diliyoruz.
Adı geçen siteler için bakınız:
www.jurnal.net
www.medyakronik.com
 www.kuvayimedya.com.tr
 www.cjr.org
 www.brillscontent.com


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder